Ölenle Ölünmez mi Ardından
Kul ne isterse Allah onu veriyor ve ölenle ölünmüyor.
Kul ne isterse Allah onu veriyor ve ölenle ölünmüyor.
Bu iki söz o kadar bana saçma ve anlamsız geliyor ki,
söyleyenlerin ağızların ta ortasına vurmak içimden geliyor.
Acı dolu bu gezegende yaşanan bunca acıların sahiplerin
hangisi Allahtan acı geçmeyi istemiş olabilir ki. Hangi insan boğazı
düğümlenecek kadar suskun kalmak, ciğerleri yanmasına rağmen tek kelime etmeden
sadece gözlerinden istemsizce yaşların akmasını Allahtan istemiş olabilir ki, o
derece derin bir acıyı çekiyordur.
Öyle bir insan görmedim.
Çünkü öyle bir insan yok.
Bir de acıya tutunmak diye bir saçma tabir daha var. Ne
demek acıya tutunmak. Kimse acıya veya acılara tutunamaz. Sadece beden, beyin
acıları kabullenebilir. İnsan acılara alışabilir ama acılara tutunamaz. İnsan
yaşadığı acılarla birçok şeyi öğrenebilir, durumlara farklı bakabilir, gerçek
yüzleri görebilir. Ama acılarla büyüyemez. Acılarla yaşlanabilir.
Tabi bazı acılar var ki; her zaman tazeliğini
korumaktadır. Hiçbir zaman yüreğinde yanan o yangın sönemez, alev hep yüreğinizi
yakar ama etrafında olan insanlar bunu ya hiç görmezler ya da az sayıda görürler.
Zaten bir süre sonra az insan bu acıların da farkında olur. Ancak yaşayan bu
denli derin bir acıyı kimse unutmaz, isterse de unutamaz, unutması da mümkün
değildir. Hayatın her alanında, attığı her adımda, konuştuğu herkesle bir şekil
de içinde yanan ateş harlanacak ve o alev hep diri tutulacaktır.
Derin acıların dilleri yoktur, suskundur, derinlerde
yaşar, her gün değil, her an tekrar tekrar o acıyı yaşarsın. Konuşamazsın,
konuşmazsın, anlatmazsın, anlatamazsın da anlatsan da kaç kişi anlayabilir.
Birkaç kişi veya hiç kimse seni anlamaz, anlayamaz.
Acıların hep diri olduğu yerler, hastane acillerinde
sevdiklerinden iyi bir haber almak için çırpınanlar,
Mahkeme kapılarında hak arayıp hakkını alamayanlar,
Mahpusların kapılarında sıra bekleyenler,
Sevdiklerin kemiklerini bulamayanlar,
Hepsinin ortak noktası mezarlıklardır.
İşe ölenle ölünmüyor dedikleri yerdir mezarlıklar.
Ölenle mezara girilmiyor ama ölenlerin ardında
kalanların da yaşadıkları söylenemez. Ardında kalmamın da tek kelimeyle
anlatmak zor olduğu gibi, sadece şunu diye biliriz “sağlam zordur”
kelimelerin kifayetsiz kaldığı gerçeği her an yaşanmaktadır. Ölenle ölünmez ama
yaşandığı da söylenemez. Yemek yiyor olabilir, hata su da içiyordur. Nefes
alındığı da görünüyor. Ama bütün bunlar yaşadığını göstermez. Çünkü ölenle
yüreği de o toprağın altına gömmüştür.
Mezarlıklara giriş yaptığından itibaren, eğer o
mezarlıkta sevdiği yatıyorsa, insanların üstünde her şeye karşı korunduğu zırhı
dökülür. Kanatları kırılır, gururdan, nefisten arınır. Sadece yüreğinde alev
dolu yangın yanmaya başlar. İstemsizce gözlerinden yaşlar akar.
Öyle insanlar gördüm ki; toplum içinde jiletle etini
koparsan acıyor diyemeyecek kadar gururlu olup da nasıl diz çöktüğünü, kara
toprağa sarılıp ağladığını, eline silah alıp avuçların arasında dipçiği sıkıp
orduya karşı koyacak cesareti olup da mezar taşına sarılıp ruhunun bedeni nasıl
terk ettiğini. Birkaç metre ötesinde yüreğinde yanan alevin sıcaklığı etrafı
ısıttığını, herkesin suskun kaldığını, kimsenin elinden bir şeyin gelmediğini,
çaresizliğin tam anlamıyla ne demek olduğunu gördüm. Dişini etine geçirip
suskun kalanları gördüğüm. Avuçlarına toprak doldurup saçlarına götüren, acı
çığlıkları göğü delen, feryatları toprağı titretenleri gördüm. Mezar başında
titreyerek yığılanları gördüm.
Mezarlıklardaki insanların gerçek çaresizlikle nasıl
yüzleştiğini inkâr edemez. Bundan öteye hiçbir şeyin anlamı olmadığı da çıplak
gözle görür insan.
Mezarların üstüne otlar yeşerir, bitkiler çiçekler
açarlar, açılan her bitkinin çiçeğin dikeni insanların yüreğini bir ok gibi
deler de geçer. Sonbahar olduğunda bitkiler yavaşça kurumaya başlar, ağaçların
yaprakları dökülürken mezarların üstünü örtmeye başladığında, her şey o an gibi
yürekleri yakarken, zaman akıp gittiği gerçeği de değişmiyor.
İşte o anlardan sonra birçok insan ölür, ama gömülecek
günü beklemektedir.
Ama bunda da yaşamak denir…
Kalmadı dünyada tutacak dalım
Sen ölme yar ben yerine ölürüm
Yoruldu kervanım kapandı yolum
Sen ölme yar ben yerine ölürüm
Akarsu'yum bir deryada kalmadım
Yağmur oldum yeryüzüne damladım
Seni bilmem ben muradım almadım
Sen ölme yar ben yerine ölürüm
Muhlis Akarsu
Mahsun Yiğit 06.12.2025

