Karlar Düşerken
Ama zamanla yarıştığını bir an unutursun…
KARLAR
DÜŞERKEN
Havalar soğuduğunda kimin
bedeni üşürken, kimin de bedeni zaten üşümektedir. Tane tane göklerden toprağın
üstüne düşen kar taneleri kısa süre içinde beyaz bir örtüye benzer. Yer yüzü
beyaza bürünürken kimin esareti, kimin içinse eğlence hatta geçim kaynağı da
olabilir.
Karlar düşerken en çok
etkilenenler çocuklar ve yaban hayvanlarıdır. İkisinin de ortak noktaları
acımasız, gözü doymaz, sadist ve bencil yetişkin insanlara karşı korumasız
olmalarıdır. İlk başta çocuklar beyaz örtüyü gördüklerinde eğlenceli
bulabilirler, eğlenceli buluyorlar da. Ama bedenleri dayanıklı değildir. Hatta
yaban hayvanların bedenleri doğaları gereği çocuklarınkinden daha da
dayanıklıdır. Sonuç itibariyle ikisi de savunmasızdır.
Karlar düşerken kime göre
esaret, kime göre de eğlence ama bazıları için de endişedir. En acı tarafı da
endişeleri kendileriyle ilgili değil. Sokaklar da yaşayan her canlı için endişe
duyarlar. Acının en derini de ellerinden fazla bir şeyin gelmemesidir. Doyumsuz
insanlar yüzünde sokaklarda yaşayanlar insanlar, sadist insanların öldürmeleri
için fırsat kolladıkları yaban hayvanları için endişe duyarlar.
Karlar düşerken endişeden
kaynaklı bazı insanlar acı çekmeye başlarlar. Bedenleri üşürken, ruhları yanan
yüreklerinde zerre parçalara bölünür ve acıların en derinini yaşarlar. Görünmez
bir duman tüter yüreklerinden yukarı kar tanelerin arasında buhar olup gider.
Karlar düşerken yaban
hayvanları sokaklarda yaşayanlar dışında her şeyden sakındığın yakınların için
endişe duyar insan. Kar taneleri düşerken, yağmur yağarken, soğuk rüzgâr
eserken, güneş ışınları bedenleri ısıtırken onlar için endişe duyarsın. Soğukta
üşümesin, sıcakta başlarına güneş gemesin, yağmurda ıslanmasın diye elinden
geleni yaptığını düşünürsün.
Sokaklarda yaşanan gerçek
hayat, kitaplar da yazılı olmadığını anlatmaya çalışırsın, ama ne kadar
başarılı olduğun veya ne kadar karşı taraf anladığını zaman göstereceğini
bilirsin.
Ama zamanla yarıştığını bir
an unutursun…
Zamana karşı yapılmış bir
hata, telafisi olmayan bedelleri ödemeye başladığında artık ileriyi göremezsin.
Hep geriye bakıp, kendine hesap sorarsın. Kendine sorulan her sorunun cevap
geçmiş zamanın içinde yok olduğunu veya anlamını, önemini yitirdiği dahası
kimseye bir faydası olmadığı acı bir tecrübeyle öğrenmiş olursun.
Gözünden sakındığın, gece
üşümesin diye üstünü örttüğün, dışarıda soğuktan hastalanırsın diye kızdığın,
yazın sıcağın altında gördüğünde, ciğerinin parçalandığı, hep gözümün önünde
olsun diye çabaladığın kişi; bir sabah avuçların arasından uçup gittiğinin
şokunu yaşarsın.
İliklerine kadar acıları
yaşandığında, bedenin dış dünyaya karşı korumasız kalır, beynin hiçbir şey
algılamaz. Nefesin kesilir, ciğerin göğüs kafasına sığamaz. Kaburgaların şişmiş
ciğerine batar ama acı duymazsın. Boğazın düğümlenir, yutkunamazsın. Hep
uzaklara dalar düşüncelerin uzaklara gider, yanında konuşanları bile duymaz,
gözlerin hep uzaklarda gölgeleri arar yakınındakileri dahi göremezsin.
Elinde kalan tek şey
yüreğinde taşıdığın acı bir de mezar taşıdır seni hayatta tutar. Anlatacak bir
şey kalmaz. Kızacak kendinden başka kimse olmaz. Seni kimse anlamaz, kimsenin
anlamasını da bekleyemezsin. Ama her sabah mezara gidersin…
Mezarlıklar ne kadar sessizlik yeri olsa da Perşembe
günleri veya Cuma sabahları epey kalabalık oluyorlar. Gelenlerin tek ortak
özellikleri vardır.
Acı…
İnsanlar mezarlıklarda tek
bir ortak özellikte da buluşular. Belki de insanlık tarihinde, insanların tek
ortak özellikleri acıdır. Mezarlıkların girişinde, çıkışında ve mezarların
başında o tek olan nokta da birleşirler.
Karlar düşerken mezar
taşların üstünde kar taneleri birikir ve yükselirler. Mezarların üstündeki
yabani otlar ve çiçeklerin üstünü kar tanelerin örtüsü kaplar. Toprağın altında
sessizce yatan binlerce insanın, çürümekten kalmışsa bedenleri üşüyor mu diye
insanlar endişe duyar. Toprak altında sessizce yatanların ruhları da üşüyor mu?
Diye insan endişe ediyor.
Yorulur insan; kendine
kızmaktan, nefret etmekten, kin tutmaktan, ağlamaktan, sevmekten ve sevilmekten
ama asla susmaktan yorulmaz…
Karlar düşerken, kimi sevinir, kimi endişe duyar, mezarlığa gitmeye engelse eğer işte o zaman acı vermeye başlar.
SOR
ONA NEDEN ERKEN GELDİ
................
Günler uzadıkça acılar çoğaldı.
Ben toprağa, taşlar bana ağladı.
Gecenin karanlığı kar etmedi.
Sor ona neden erken geldi.
...........
Mahsun’um acı feryadım duyulmaz.
Gece gündüz düşünsem doyulmaz.
Bu acıya daha bu can dayanmaz.
Sor Azrail’e neden erken geldi.
Mahsun Yiğit 18.06.2026


